itrablog

Archive for the ‘yeni çıkmayan kitaplar’ Category

Lisbon in Pessoa

with one comment

Benim anavatanım Portekizcedir”. Gazeteci João Correia Filho’nun “Lisbon in Pessoa” kitabının sayfalarını çevirmeye başlar başlamaz Fernando Pessoa’nın heteronimi Bernardo Soares’in Huzursuzluğun Kitabı’nda geçen bu sözleriyle karşılaşacaksınız. Bu kitap sizi Portekiz’in başkenti Lizbon’a edebiyat eşliğinde bir tura davet edecek; Pessoa’nın, Bernardo Soares’in ağzından “Ey Lizbon’um, yuvam benim!” diye seslendiği Lizbon’a…

Edebiyat tarihinin en “karanlık” yazarlarından Fernando Pessoa’nın vakti zamanında Lizbon için bir seyahat kitabı yazdığını biliyor muydunuz? Bilmiyorsanız bunun sizi şaşırması normal, ancak bir de şöyle düşünün: Lizbon’u, onu en çok seven kişinin eşliğinde gezmek istemez miydiniz? João Correia Filho bu soruya “evet” cevabı vermiş olmalı ki kitabına temel olarak Pessoa’nın 1920’lerin başlarında yazdığı ancak 1990’da yayımlanan “Lizbon: Bir Turist Ne Görmeli” (Lisboa: o Que o Turista Deve Ver) kitabını temel alıyor ancak bunlara Pessoa’dan sonra inşa edilen şehrin yeni yerlerini ve –elbette- şu anda müze olan Fernando Pessoa’nın son yaşadığı evi de ilave ediyor. Öte yandan, Pessoa’nın yanın sıra diğer büyük Portekizli edebiyatçılar da gezilere eşlik ediyor.

Kitap, Pessoa ve heteronimleri ile ilgili kısa bir yazı ve özet bir Portekiz tarihi ile başlıyor. Sonra, Pessoa’nın kitabındaki kibi Lizbon çeşitli bölgelere bölünüyor ve her bir bölge için ayrı bir gezi programı veriliyor. Bu sayfalara João Correia Filho’nun çektiği birbirinden güzel Lizbon fotoğrafları, faydalı öneriler ve Portekizli edebiyatçılardan sözler eşlik ediyor.

Kitap ne yazık ki henüz Türkçe’ye çevrilmedi. Şu anda Portekizce ve İngilizce edisyonları mevcut. Lizbon’a seyahat edecekler, burada yaşayacaklar ya da Lizbon’u bilen ancak kaçırdıkları hakkında bilgi edinmek istiyenler için muhteşem bir kitap.

__________________________
João Correia Filho, Lisbon in Pessoa: A Tour and Literary Guide of the Portuguese Capital, Çev. Teresa Bento, Dom Quixote, 2011.

Reklamlar

Written by itrablog

06/04/2012 at 02:08

Fernando Pessoa – Ophélía’ya mektuplar

leave a comment »

“Ophélía’ya mektuplar, Pessoa’nın özellikle yalnızlığını, kırgınlıklarını, sıkıntılarını, acılarını, kıskançlıklarını, ileriye dönük düşüncelerini sergiliyor” diye yazıyor kitabın Türkçe basımının arka kapağında. Kitabın editörü bağışlasın ama kitap bende bambaşka bir etki yarattı. Eğer Pessoa okumaya Huzursuzluğun Kitabı ile başlamışsanız, daha sonra diğer kitaplarını okumuş ve en son bu kitabı okumuşsanız, yukarıdaki alıntıya sizin de katılmama olasılığınız yüksektir bence.

Bu kitapta beni en çok şaşırtan, “Huzursuzluğun kitabını yazan” Pessoa’nın –bile- nasıl sevimli, hatta zaman zaman –beni bağışlayın lütfen- “aptal âşık” durumlarına düşmüş olmasını görmek oldu. Hayır, yanlış anlamayın; buna hiçbir itirazım yok! Ne demiş şair: “Mademki kafanda yıldızlı bir gece var, / benden izin sana / sev, sevebildiğin kadar…”

Kitabın muhtevası önsözde şöyle aktarılıyor: “Ophélía’ya mektuplar başlıca iki bölümden oluşuyor: Birinci bölümde yazarın hayatındaki biricik kadın olan nişanlısı Ophélía Queiroz’a 1920 ve 1929 yıllarında yazdığı 48 mektup yer alıyor. İkinci bölümse “Fernando ve Ben” başlığı altında Ophélía Queiroz’un Pessoa ile sevgili oldukları döneme ilişkin anlattıklarından oluşan metni içeriyor.”

Kitapla ilgili, daha doğrusu kitabın Türkçe baskısı ile ilgili (maalesef Pessoa’nın tüm Türkçe baskılarındaki gibi) beni çok rahatsız eden nokta, kitabın Portekizce’den çevrilmemiş olmaması… Portekizce gibi dünyanın en çok konuşulan altıncı dili olan bir dilden çeviri yapabilecek bir çevirmen yok mu acaba Türkiye’de?…

Neyse, sinirlerimize hakim olalım ve kitaptan bir mektubu “tadımlık” olarak aktaralım:

                                                                                         13 Haziran 1920

     Sevgili Küçük Bebeğim,

Bugün senden mektup almadım, ama –elbette- buna şaşırmadım, çünkü dünkü mektubundan (hani bana otobüste verdiğin) doğal olarak bana yazmaya zaman bulamayacağını biliyordum.

Bu mektup yarın sabah eline geçeceği için, Bebeğime çok çok güzel şeyler, çok çok öpücükler göndermek, onun çok çok mutlu olmasını, doğum gününün sık sık tekrarlanmasını, Bebeğimin de her zaman memnun olmasını dilemek istiyorum.

Hoş olan da gelecek yıl sana mutluluk dileklerimi sabah olur olmaz, daha yataktan kalkmadan önce sunabilecek olmam. Beni anlıyor musun Nininha?

Çok çok, yığınlarla öpücükler, senin, senin

Fernando’ndan

_________________________
Fernando Pessoa, Ophélía’ya mektuplar, Çev. Sema Rifat, Birinci Baskı, Sel Yayıncılık, İstanbul, 2009.

Written by itrablog

17/03/2012 at 20:37

Michael Ende – Cim Düğme ve Lokomotifçi Lukas

leave a comment »

Çocukluğumda bilgisayar oyunları yoktu. Televizyon renkli değildi ve sadece akşamları açılıyordu. Sokağa ancak hafta sonları çıkabiliyordum ve karşı mahalle ile yaptığımız maçlarda hep yeniliyorduk. Yani şimdiki kadar eğlenceli bir şey değildi çocuk olmak!

Ama sonra okulumun hemen karşısındaki kütüphaneyi keşfettim. Orada, yanılmıyorsam Milliyet Çocuk yayınlarından çıkan ufak, el kadar bir kitabı keşfettim. Hatırlayabildiğim kadarıyla adı Lokomotifçi Lukas’tı. Rayda, yolda, karada, suda gidebilen “yetenekli” bir lokomotif ve onun dostu Lukas’ın maceralarını anlatıyordu bu kitap.

Kitabı öyle bir keyifle okuyordum ki, annemin beni çağırmasını bile duymuyordum çoğu zaman. Yıllar geçti ama ben bu kitabı unutamadım. Zaman zaman aklıma geliyordu, “evet bu kitabı bulup tekrar okumalıyım” diyordum ama hep ihmal ediyordum. Bir gün bir kitapçının indirimli kitaplar bölümünde ansızın karşıma çıktığında ne çok sevindim!

Şimdi çocuklara sunulan onca korkuç şeyden ne kadar farklı, ne kadar “iyilikle dolu” bir kitaptı bu böyle! Şimdiki çocukların böyle kitaplar okumuyor olması, hatta kitap okumuyor olması ne kötü…

Ben gidip kitabı tekrar okumaya karar verdim. Siz de bu arada kitabın arka kapak yazısına göz atın:

“Bu kitapta henüz küçücük bir bebekken esrarengiz biçimde ailesinden ayrı düşüp Hasvetya’ya ulaşan Cim Düğme ve arkadaşı Lokomotifçi Lukas’ın yanı sıra duyguları olan bir lokomotif, yalnızca dört kişinin sığabildiği minicik bir ülke, camdan ağaçlar, ejderhalar, güyadevler, bezelye büyüklüğünde çocuklar, krallar ve elbette hem çok güzel hem de akıllı bir prenses var…

Bitmeyecek Öykü ve Momo’nun efsanevi yazarı Michael Ende’den küçük bir başyapıt daha … üstelik yine hem çocuklara hem de çocuk kalmaya uğraşan büyüklere.”

__________________________
Michael Ende, Cim Düğme ve Lokomotifçi Lukas, Çizimler: F. J. Tripp, Çev. Saadet Özkal, Birinci Baskı, Kabalcı Yayınevi, İstanbul, 2004.

Written by itrablog

17/03/2012 at 13:49