itrablog

Posts Tagged ‘Altay

Borsa vs Arsa

leave a comment »

Süper Baba'dan bir sahne

Süper Baba’dan bir sahne

Tüm sevimsizliği ile devam eden 90’lı yıllarda, henüz dizi enflasyonunun yaşanmadığı zamanlarda içimizi ısıtan bir dizi vardı: Süper Baba. Hatırlarsınız; hani 50’lerde tohumları ekilen, 80’lerde kuvvetli bir hasat veren o köşedönmeci lümpen tayfanın ‘enayi’ diyerek güldüğü, işsiz zamanında dürüstlük uğruna büyük ikramiyeden vazgeçen, tüm fakirliğin içinde sırf hak etmediğini düşündüğü için kendisine miras kalan için koca dükkândan vazgeçen Fiko’nun hikâyesi…

Dizinin ilk sezonunda Fikret ve kan kardeşi Nihat’ın bir sıkıntısı vardır; çalıştırdıkları semt takımı küme düşmek üzeredir. Fikret ve Nihat ne yaparsa yapsın takımın kötü gidişini durduramamaktadır. Sonunda akıllarına bir fikir gelir: futbolu bıraktıktan sonra takımın sahasında spor yapan Fenerbahçeli ünlü eski futbolcu Selçuk Yula’ya transfer teklifi götürülür. Selçuk Yula başta bu ‘garip’ teklife elbette şaşırır ve sıcak bakmaz. Ne var ki ikilimiz onu bir şekilde ikna eder…

Selçuk Yula

Selçuk Yula

Selçuk Yula ikna edilir edilmesine de şans bizimkilerin yüzüne yine gülmez. Selçuk Yula’nın kolu kırılır ve takımın kaderini belirleyecek son maçı yedek kulübesinden izler. Takım bir gol yeyip geriye düşünce Nihat “bitti bu iş, dayanamam, yüreğim kaldırmıyor” diyerek sahayı terk eder ve Fiko da peşinden gider. Ancak o anda bir mucizenin gerçekleşmekte olduğundan habersizdirler. Takım geriye düşünce Selçuk dayanamaz ve kolu alçıda olduğu halde oyuna girer. Takım o anda ateşlenir; önce Selçuk’un kazandırdığı penaltı ile beraberliği yakalar, sonra da Selçuk’un muhteşem oyunuyla maçı kazanır. Mucize gerçekleşmiştir ve takım kümede kalmıştır.

Mucize maçın ardından mahalleli Selçuk’a bir teşekkür yemeği verir. O yemekte Selçuk şu konuşmayı yapar: “Aslında bana eski günlerimi hatırlattınız. Toprak sahada, kan ter içinde bir meşin top peşine düştüğüm günleri. O günlerde ne para, ne pul, ne şöhret, ne de kızlar vardı. Sadece kazanmak, başarmak istiyorduk. O zamanlar saftık, daha temizdik. Ben bir daha geri dönemem diye düşünüyordum. Meğer dönülebiliyormuş. Asıl ben size teşekkür ederim.

Bu hikaye her ne kadar bir kurgu da olsa, futbolu sadece bir oyun olduğu için seven, futboldan sadece bir oyun olduğu için zevk alan gerçek futbolseverlerin çok hoşuna gider. ‘Gerçek hayatta’ işler artık başka mecralara doğru yol alsa da yıllar sonra bu hikâyenin bir benzeri gerçek olur. Evet, kısa bir süre önce gerçekleşen ve gerçek futbol meraklılarının gözünden kaçıramayacakları bir olaydan, Hayrettin Demirbaş’ın geri dönüşünden bahsediyoruz. Ancak hikâyeyi biraz geriden alalım…

Hayrettin, Altay’daki basarılı performansından sonra 1986 yılından 22 yasında Galatasaray’a transfer olur. O dönem Galatasaray’ın başında efsane bir isim, Jupp Derwall vardır. Derwall’ın yardımcılığını ise daha sonra Türk futboluna damga vuracak teknik direktörlerden biri olacak Mustafa Denizli yürütmektedir.

Hayrettin Demirbaş

Hayrettin Demirbaş

Böylece Hayrettin, Galatasaray’da tatsız bir şekilde sonlanacak futbol yaşamına, o zamanlar pek az Türk futbolcuya nasip olacak bir şekilde başlamıştır: Derwall gibi büyük bir isimle birlikte çalışacaktır. Jupp Derwall belki de Türk futboluna en büyük katkıyı yapmış teknik direktördür. 90’ların sonu ve 2000’lerin başı ile Türk futbolu büyük zaferler yaşamaya başlayacaktı. Ancak Derwall’in Türkiye’ye geldiği zamanlarda Türk futbolu sıralamalarda çok alt sıralardadır. Üstelik bunu sadece başarı düzeyi olarak da görmemek gerekir. Zira Derwall Galatasaray’a geldiğinde takım henüz çim bir antrenman sahasına bile sahip değildir. İşte takımı bu noktadan alan Derwall öyle büyük işler yapar ki, üç yıllık görev süresinin ardından, bizzat kendi yetiştirdiği teknik direktörün, Mustafa Denizli’nin önderliğinde 1988-1989 sezonunda takım Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası’nda yarı final oynar. Kimsenin rüyasında bile göremediği bir başarıdır bu… Ülkenin futbol düzeyi ile karşılaştırıldığında, daha sonra Galatasaray’ın alacağı UEFA Kupası’ndan, Süper Kupa’dan, Milli takımın Dünya üçüncülüğünden, hepsinden daha büyük bir başarıdır bu…

O dönem Hayrettin Galatasaray’a yedek kaleci olarak transfer edilmiştir. Ondan en fazla kendini yetiştirmesi ve gelecekte takımın kalesine geçmesi beklenmektedir. Çünkü kalede büyük bir isim, Yugoslav Milli Takımı’nın basarılı kalecisi Zoran Simoviç bulunmaktadır.

Denizli ve Derwall

Denizli ve Derwall

Ancak sezon başında Hayrettin’i bir sürpriz beklemektedir. Simoviç sezonun açılış maçında sakatlanır ve Hayrettin’e kendini göstermesi için büyük bir fırsat çıkar. Gelin bunu Hayrettin’in kendi ağzından dinleyelim: “Simoviç, sezon açılısı maçında sakatlandı. Almanya’da oynadığımız 6–7 hazırlık maçında kalede ben oynuyorum. Öyle basarılı maçlar çıkarıyorum ki Derwall bile şaşırdı. Kamp bitmeye yakın bir gece odama yardımcısı Ahmet Akcan ile geldi ve bana dürüstçe, ‘Hayrettin beni lütfen yanlış anlama. Yöneticiler bana genç bir çocuk aldıklarını ve 4–5 yıl Simoviç’in arkasında pistikten sonra kaleye geçireceklerini söylediler. Ama sen çok iyi bir kalecisin. Ama ben Simoviç iyilestiğinde ona görev vereceğim. Lütfen kırılma, çalısmalarını sakın aksatma.’ dedi. Ben o anda ne kadar mutlu oldum. Çünkü dürüstlük yapmıs ve düsüncelerini söylemisti. Adam diye ben ona derim.

Hayrettin, Simoviç’in ardından Galatasaray’ın birinci kalecisi olur. Yanı sıra milli takımda da görev alır. Ancak 1994-1995 sezonunda Reinhard Saftig ile sorunlar yaşar ve Vanspor’a kiralanır. Sonraki sezon geri dönse de işler iyi başlamaz. Özellikle 1996 yılındaki Paris St. Germain maçı ve ardından Gençlerbirliği’ne penaltılarla 17-16 kaybedilen maçta hiç penaltı kurtaramaması onun üzerindeki baskıyı artırır. Bu maçlar yüzbinlerce Galatasaray taraftarını üzmüştür ancak belki de en çok üzülen Hayrettin’dir. Nitekim Gençlerbirliği maçından sonra Terim’e şunları söyler: “Ben Galatasaray kalecisi Hayrettin olarak, 17 penaltıdan bir tanesini dahi kurtaramıyorsam bu takıma layık değilim. Beni gönder hocam.

Galatasaray'ın 1988-1989 yılındaki efsanevi kadrosu

Galatasaray’ın 1988-1989 yılındaki efsanevi kadrosu

Böylece Hayrettin ile Galatasaray’ın yolları tamamen ayrılır. 1997-1999 yılları arasında Zeytinburnuspor kalesini korur ve sonraki yıl Ağrıspor’da futbol hayatını noktalar. Ardından antrenörlük ve teknik direktörlük kariyeri başlar. Ne var ki çalıştırdığı takımlar çok göz önünde olmayan takımlardır ve Hayrettin ismi, sıradan futbolseverlerce yavaş yavaş unutulmaya başlanmıştır.

İsminin yeniden hatırlanması ise yıllar sonra bir televizyon programı sayesinde olur. 2009 yılında eski ünlü futbolcuların televizyon için yapacağı bir futbol turnuvasında Tanju Çolak’ın takımının kalesinde Hayrettin vardır. Hayrettin, bu yarışmada başarılı bir performans gösterir. Bir süre sonra 51 Niğdespor teknik direktörü Cevdet Sancaklı, Hayrettin’den takımına kaleci bulması için yardım ister. Hayrettin birkaç isimle görüşür ancak bunlardan hiçbiri ile anlaşamaz. Bunun üzerine Cevdet Sancaklı, Devler Ligi programında performansını beğendiği Hayrettin’e kaleye geçmesi için teklifte bulunur.

Hayrettin, teklifi önce Süper Baba dizisinde Selçuk Yula’nın olduğu gibi şaşkınlıkla karşılar, ancak birkaç gün düşündükten sonra kabul eder. NTV’de Oğuz Haksever’e verdiği mülakatta dönüşünün sebebini şöyle özetler: “Bu heyecanı, bu mutluluğu yeniden yaşamak istedim.” Aslında o mülakatta sadece Hayrettin’in söyledikleri değil, sesindeki heyecan da eldiveni yeniden giymek konusunda nasıl bir heyecan yaşadığını anlatmaktadır. Futbol kariyerinde en üstlere çıkmış bir futbolcunun 47 yaşında bu heyecanı duymasının altında gerçek futbol sevgisinden başka ne olabilir ki?

Hayrettin, 51 Niğdespor’da ilk maçında bir gol yer ancak hiç önemi yoktur, nitekim Polis Meslek Yüksekokulu karışısında takım maçı 7-1 gibi ezici bir skorla kazanmıştır. Lakin Hayrettin’in bu ikinci futbol yaşamı çok uzun sürmez. 28 Şubat 2010’da Niğde Belediyespor’a karşı oynanan final maçında 80. dakikada rakip takımın golüne engel olamaz ve takım 3. Lig’e çıkma şansını kaybeder.

Hayrettin futbola ikinci vedasını açıklamadan hemen önce

Hayrettin futbola ikinci vedasını açıklamadan hemen önce

Maç sonunda gazetecilerin sorularını yanıtlayan Hayrettin çok üzgündür. Elbette her futbolcu kazanmak için oynar ama gerçek futbol severler için en önemlisi oynamak değil midir? Hayrettin’in geri dönerken söylediği gibi, esas olan “bu heyecanı, bu mutluluğu yeniden yaşamak” değil miydi? Sanırız o bunu yaşamıştır. Dahası, futbolseverlere çok güzel bir anı, hatta bir ders vermiştir…

Artık futbolda çok şeyler değişti. Özellikle Türk futbolu, Derwall’in Türkiye’ye geldiği zamanla kıyaslanamayacak kadar gelişti ve gelişti. Örneğin bugün Türkiye Süper Ligi, 515 milyon Euro değeri ile Avrupa’nın en değerli yedinci ligi konumunda. Bu gelişim, bu büyük paralar konuşulduğunda akla hep Simon Kuper’in ünlü kitabının ismi geliyor: ‘Futbol asla sadece futbol değildir”. Evet, artık futbol asla sadece futbol değil. Ancak gerçek futbolseverler, futbolun sadece futbol olduğu zamanları özlüyorlar. Çünkü ne zaman ki futbol sadece futbol olmaktan çıktı, o zamandan sonra holiganizm, şikeler, her daim güçlüden yana olan kurallar boy göstermeye başladı. Ve bütün bunlar, futboldan, ama sadece bir oyun olan futboldan zevk alan futbolseverleri futboldan soğuttu. Çünkü bu futbolseverler, geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz sıradışı futbolcu Metin Kurt’un, yani nam-ı değer Çizgi Metin’in “futbol borsada değil, arsada güzeldir” sözüne hasret duyan insanlardır.

Yararlanılan kaynaklar:

Reklamlar

Written by itrablog

16/09/2012 at 02:39