itrablog

Posts Tagged ‘Pedro da Silva Martins

Ne güzel komşumuzdun sen Deolinda abla

leave a comment »

Deolinda, Canção ao Lado (2008)

Deolinda

Deolinda

Gelin, İstanbul gibi büyüleyici ve İstanbul gibi yedi tepeli Lizbon şehrinin tepelerinden birine, São Jorge Kalesi’ne doğru bir gezintiye çıkalım. Yolumuz Lizbon’un en eski ve Pessoa’nın deyimiyle1 en pitoresk mahallelerinden birinden, Alfama’dan geçecek; Pessoa’nın “tuzunun ne kadarının Portekiz’in gözyaşları olduğunu”2 merak ettiği Atlas Okyanusu’na doğru bir haliç yapan Tejo Nehri’ne bakan Alfama Mahallesi’nden… Mahallenin sokaklarında dolaşırken pencerelerden birinde, Kadifekale’nin eteklerinde ya da Tarlabaşı sokaklarında da görmüş olabileceğimiz bir kadının meraklı bakışlarına mazhar olabiliriz; işte bu kadın ‘Deolinda abla’dır: otuzlarının sonlarında ya da kırklarının başlarında, bekar, iki kedisi ve bir Japon balığı ile birlikte aynı evi paylaşan, büyükannesinden kalan eski gramofon kayıtlarından esinlenerek penceresinden izlediği komşularının garip hayatlarını gözlemleyerek kendi türkülerini söyleyen ‘Deolinda abla’3

João Fazenda’nın albüm kartonetindeki sevimli çiziminde Deolinda ve kedisi

João Fazenda’nın albüm kartonetindeki sevimli çiziminde Deolinda ve kedisi

Adını bu ‘hayali’ karakterden alan Deolinda’nın temelleri, gitarist Pedro da Silva Martins ve Luis José Martins kardeşlerin 2006 yılında, caz şarkıcısı kuzenleri Ana Bacalhau’yu birlikte şarkı söylemeye davet etmesiyle atılır. Daha sonra, gruba hafiften klasik ve caz tatları taşıyan basçı José Pedro Leitão’nun katılımı ve hele hele Ana Bacalhau ile evlenmesi sonucu grup bir ‘aile grubu’ olarak tamamlanır.

Deolinda fado’dan derin bir şekilde etkilenmiştir ve çıkışında belki de Mariza’nın yakaladığı önemli başarının payı vardır ama grup bir fado grubu değildir. Fado’nun yanı sıra Portekiz folk müziğinden, Cape Verde’nin morna’sından ve Brezilya müziklerinden de etkiler taşır. Ana Bacalhau konserlerinde kadın fado şarkıcılarında sembolleşmiş siyah şalı kullanmaz; onun yerine gelenekse Portekiz desenlerinden oluşan elbiseleri tercih eder.

İlk albüm ‘Canção Ao Lado’ 2008 yıllında yayımlanır. Grubun gitaristi ve şarkı sözü yazarı Pedro da Silva Martins tarafından yaratılan ‘Deolinda karakteri’ João Fazenda’nın albüm kartonetindeki sevimli çizimleri ile adeta ete kemiğe bürünür. Albüm kısa sürede büyük başarı kazanır.

Canção Ao Lado ´albümünün kapağı

Canção Ao Lado ´albümünün kapağı

Albüm, José Pedro Leitão bas tınıları açılan ‘Mal por mal’ şarkısı ile başlar. Şarkının sözleri ve melodisi dinleyiciye nasıl bir grupla karşılaşacağının güzel bir ipucunu verir, ancak belki de esas tanışma bir sonraki şarkı ‘Fado Toninho’da gerçekleşecektir; sıcak bir Latin gitar ezgisi ile başlayan şarkının sözlerinde Deolinda karakteri tüm benliği ile karşımıza çıkar. Diyelim ki yazının başlığındaki sözü etmiş olan ‘Toninho’ya4 cevabı yapıştırır ‘Deolinda abla’: “ah çocukcuğum sen benim için çok zayıfsın!”

Deolinda, Brezilya esintilerinin hissedildiği albümün üçüncü şarkısında ‘aşk hakkında nasıl konuşması gerektiğini bilmediğini’ söylerken  (Não sei falar de amor) ortam biraz hüzünlenir. Takip eden şarkı ‘Contado ninguém acredita’ ile albümün açılış tonuna geri dönülür. Son iki şarkıdır yavaş seyreden ritm ‘Eu tenho um melro’da da devam etse de sanki bu şarkı biraz daha sevinçli gibidir; Deolinda’nın ‘fado söyleyen’ kuşunun anlatıldığı şarkıda o Madredeus şarkılarında sıkça hissettiğimiz hafif acı, hafif hüzünlü ama her nasıl oluyorsa hafif de ‘sevinçli’ meltemi hissederiz… Lakin tüm bu rüzgârlar sonraki şarkıda, ‘Movimento perpétuo associativo’da tamamen dağılır! Bir politik hiciv olan şarkıda bir yapılan ‘devrim çağrıları’na “şimdi olmaz, akşam yemeği zamanı; şimdi olmaz, karnım ağrıyor; şimdi olmaz, yağmur yapıyor; şimdi olmaz, Benfica’nın maçı var” gibi bahanelerle cevap verilir. Grubun bir hayranının internet üzerinde Portekiz’in yeni milli marşı olması için bir dilekçe hazırladığı bu şarkıyı Ana Bacalhau şöyle özetliyor: “Bir şeyleri değiştirmek istiyoruz, devrim yapmak istiyoruz ama iş eyleme geldiğinde mazeretler üretiyoruz ve hiçbir şey olmuyor”5.

João Fazenda’nın çiziminde 'Deolinda abla' ve dünyası

João Fazenda’nın çiziminde ‘Deolinda abla’ ve dünyası

Albümün yedinci şarkısı ‘O fado não é mau’ (Fado kötü değildir) ile albümde fado’ya verilen en büyük selamı gerçekleştiriyor grup. Her ne kadar Ana Bacalhau asla fado söylemeyeceğini, fadonun içine ‘fenalık getirdiğini’ söylese de itiraf etmekten geri kalmıyor: “fado’yu ve aşkı çıkarırsanız geriye ne kalır ki?” Sonraki şarkı ‘Lisboa não é a cidade perfeita’ ile Deolinda, dünyanın üzerine en fazla şarkı bestelenen şehirlerinden birini, aynı zamanda kendi şehirleri de olan Lizbon’u es geçmemiş oluyor. Ancak çocuk dinleyicilerin muhtemelen tamamı albümün buraya kadar olan tüm şarkılarını es geçip dokuzuncu şarkı ‘Fon-fon-fon’u açıyorlar. Zira Portekiz’de bir Deolinda konserine giderseniz çocukların konser boyunca istediklerini alana kadar nasıl ‘Fon-fon-fon’ diye bağırdıklarını göreceksiniz. Sonraki şarkıda, ‘Fado castigo’da dağılan hüzün bulutları sanki yeniden geri gelmiş gibidir. “Saudade’nin6 söylenmesi yasaklansaydı güzel olurdu” deniyor şarkıda ama zaten Ana Bacalhau bunu yalanlamamış mıydı? Ayrıca bu şarkıda sanki yine Madredeus’un o büyülü ezgilerine benzer ezgiler duyarız…

Deolinda konserde

Deolinda konserde

Sonraki şarkı ‘Ai rapaz’da sanki ‘Fado Toninho’daki, ‘Deolinda abla’ geri gelmiş gibidir. Nitekim konserlerinde Ana Bacalhau’nun zıplayarak ve dans ederek söylediği şarkılardan biridir ‘Ai rapaz’. Albüme adını veren ve Fado’ya tatlı bir nanik yapan ‘Canção Ao Lado’dan sonra gelen ‘Garçonete da casa de fado’da gitarlarda Brezilya tonları, Ana Bacalhau’nun dilinde ise Brezilya aksanı vardır. Albümün son şarkısı ‘Clandestino’da farklı bir atmosferle karşılaşırız; Deolinda bu şarkıda bizi karanlık yıllara, Salazar devri Portekiz’ine götürür. Şarkı, o dönemde yaşayan ve polis zulmüne maruz kalan bir çifti anlatır.

Deolinda bir konser için İstanbul'da

Deolinda bir konser için İstanbul’da

‘Clandestino’ ile ‘Deolinda abla’nın hikâyesinin ilk perdesi tamamlanır. Bu kısımda ‘Deolinda abla’nın hikâyeleri bazen Lizbon’un kenar mahalleleri ya da Ana Bacalhau’nun konser kıyafetleri gibi renkli ve Atilla Atalay’ın Sıdıka’sının hikâyeleri gibi muziptir. Ancak grup her ne kadar fado ile arasına bir mesafe koymaya çalışıyorsa ve ‘Deolinda abla’nın melankolik tarafının üzerine çok gitmek istemiyorsa da  ‘Deolinda abla’nın hayatında –en azından babaannesinden kalma plaklardaki fado’ları dinlerken- hüznün ve melankolinin sularında epey ilerlediği anlar olduğunu anlamak güç değil. Hatta belki de bazen Pessoa’nın Huzursuzluğun Kitabı’nda yazdığı şu satırlar ‘Deolinda abla’ya uyuyor olabilir: “Penceremden sarkmış, koca şehirdeki rengârenk yığınları seyrederken ruhum tek bir düşünceyle meşgul: Bütün samimiyetimle ölmek, hesabı kapatmak, dünyadaki hiçbir şehrin üzerinde bir daha asla ışık görmemek, bir daha asla düşünmemek, hissetmemek, güneşin ve günlerin akışını ardımda bir paket kağıdı gibi bırakmak; geniş yatağın kenarına oturup, varolmak için elimde olmadan harcadığım çabayı, ağır bir kıyafet gibi üzerimden çıkarmak istiyorum.”7 Ama bu satırları okuyup da içinizi karartmayın; zira bu etkiyi Deolinda’nın müziğinde hemen göremeyeceksiniz; hemen görülen, hoplaya zıplaya dans ederek şarkılarını söyleyen sıcacık ve samimi bir gruptur…

Notlar:

1 Fernando Pessoa, What the Tourist should see, 7. Baskı, Livros Horizonte, Lizbon, 2012.

2 İlgili dizeler: “Ey tuzlu deniz, tuzunun ne kadarı / Portekiz’in gözyaşlarıdır!”, F. Pessoa, Mensagem, 5.ª Ed., Estante Editora, Aveiro, Portugal. [Çev. itra]

3 http://www.deolinda.com.pt/cancaoaolado/http://www.todayszaman.com/newsDetail_getNewsById.action?newsId=297493; http://www.aksam.com.tr/fadonun-mutlu-yuzu-deolinda–148430h

4 ‘Toninho’ Portekiz’de António adı için yaygın olarak kullanılan bir takma isimdir; bizdeki karşılığı ‘Abdullah – Apocuk’ olabilir.

5 http://www.deolinda.com.pt/cancaoaolado/

6 Tam bir Portekiz hissiyatı olarak nitelendirilen ve akrabası olduğu diğer Latin dillerine bile çevrilemeyecek derin ve geniş anlamlı ‘saudade’ kelimesine belki de Portekizce dışındaki bir dilde en yakın kelime ‘hasret’tir…

7 Fernando Pessoa, Huzursuzluğun Kitabı, Çev. Saadet Özen, 2. Basım, Can Yayınları, İstanbul, 2001.

Reklamlar

Written by itrablog

11/11/2013 at 20:05